Aşk Acınızı Deşecek Filmler – 2019

Bu yazımızda yakın bir zamanda sevgilisinden ayrılmış, kalbi paramparça edilmiş, aşkını unutmayı başaramamış insanların acısını katlayacak sinema tarihinin buruk aşk hikayelerini içeren sinema filmlerinden oluşan bir listeden bahsedeceğiz.

10 – Bright Star (Parlak Yıldız – 2009 – IMDb 7.0)

Listemizin 10 numarasında Bright Star yer alıyor yani Türkçeye çevrilmiş ismi ile Parlak Yıldız. Harika bir film. Harika bir aşk acısı klasiği. Bright Star’ın yönetmen koltuğunda çok değerli sinemacı gerçekten bir usta Jane Campion yer alıyor. Jane Campion’ın da en iyi bildiği sularda yüzdüğü filmlerden biri aslında Bright Star. Çünkü neden diyeceksiniz bu listeye Piyano’yu da almayı bilmez miydik? Bildirdik. Ama Piyano’da da, Bir Kadının Anotomisinde de gezindiği sularda yine geziniyor. Yine bir dönem filmi, yine bir kostüme film Jane Campion’dan. Ama bu defa ünlü şair John Keats’in kırık aşk hikayesine bizleri ortak ediyor.

Şiirle aranız nasıl? Bizim çok iyi değil. Biz çok sevmeyiz şiir ama şiir seven insanı severiz. John Keats harika bir şair. Siz de öyle olduğunu düşünüyorsanız Bright Star gerçek anlamda bu şiiri sinemasal bir büyüye çevirmiş bir film. Bir klişe vardır kamera ile şiir yazdı diye. Bu filmi izledikten sonra bu terim diğer filmler için boşa çıkıyor çünkü Jane Campion gerçekten kamerası ile şiir yazmakta Bright Star filminde.

Bright Star filmi aslında birazcık etine dolgun tatlı, genç irisi hanımefendinin John Keats’e düşmesi ve kendisinin amansız hastalığı ile birlikte solup gitmesine varan tatlı bir hikaye anlatıyor. Bir imkansız aşk hikayesi ama burada aşkı imkansız kılan ne biliyor musunuz? Kader. Bu bizim sevimli kızcağızımızın başrolünde oynadığı ve Ben Whishaw’un da yine her filmde yaptığı gibi harika bir performansa imza attığı Bright Star’ı izleyin de ne aşklar varmış vakti zamanında görün.

9. Phoenix ( Yüzündeki Sır – 2014 – IMDb 7.3)

Phoenix filmi başrolleri

Sıradaki filmimiz Almanya’dan geliyor Phoenix. Seveni kadar sevmeyeni de olan bir film Phoenix. Ama bu filmi sevmemek için bir kalbinizin olmaması gerekiyor. Bu filmi sevmiyorsanız gerçekten iki kere düşünmeniz gerekiyor. Phoenix gerçek anlamda bir hüzün balonu çünkü bizleri ikinci dünya savaşına götürüyor o yıllara. Zaten o dönemdeki bir filmi izlerken yeterince hüzünlenmiyormuşuz gibi bir de  bizi aşk ve hafıza üzerine yürek sızlatan bir öykünün kahramanları ile tanıştırıyor.

Savaş sırasında yüzüne ciddi bir hasar aldıktan sonra yüzü yeniden yapılan bir kadının hikayesi Phoenix.  Bu kadın kendisini savaş öncesi zamanda yarı yolda bırakmış kocasının karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Ama burada bizi hem talihsiz aşk hikayesi hırpalıyor hem de geçmişin izlerini üzerinde taşıyan bir adam ve kadının talihsiz kavuştayı burada bizi oldukça üzüyor.

8. Blue Valentine ( Aşk ve Küller – 2010 – IMDb 7.3)

Blue Valentine – Ryan Gosling ve Michelle Williams

Listemizin 8. sırasında sevip kavuşmuş hiç bir şekilde platonik olmamış, imkansız olmamış aşk hikayesine yolları düşmüş iki zatı bir araya getiriyor. Bunun neresinde aşk acısı derseniz bu iki insanın evliliği birazcık hırpalanmaya başladıkça, bu evlilikte problemler çıkmaya başladıkça, adamın psikolojisi bozulup kadına sardıkça falan biz seyirci olarak ve bu iki karakter de filmin içindeki hikayede hırpalanıp duruyor.

Bu yazı da ilginizi çekebilir!  Bir Dede Korkut Komedisi: Salur Kazan Zoraki Kahraman

Halbuki bir dönem ne güzel günleri geçmişti bunların ya. İşte filmde bu güzel günler de var. Bizim esas canımızı acıtan da zaten bu güzel günler. Filmimizin adı Blue Valentine. Filmı başrollere taşıyor. Her ikisi için de ev ocak söndürülür, yuvalar yıkılır böyle iki insan. Biliyorsunuz her iki oyuncunun da çok seveni var.

Ryan bey bu film de hem uklelesini çalıyor, tatlı tatlı gönüller alıyor adeta genç kızların kalbini feth etmeye yönelik hareketler içerisinde. Michelle Williams da yine çok tatlı, sevimli, sempatik ve bolca hüzün dolu çünkü neden biliyor musunuz bu Ryan Gosling gittikçe zıvanadan çıkıyor bu filmimizde ve gerçekten de kalbiniz sızlıyor yüreğiniz acıyor. Bu aşk hikayeleri böyle tatlı tatlı giderken bunlar sonra noluyor ya diye soracak olursanız işte bu şekilde berbat evlilikler olabiliyor. Bir şekilde işler yolundan çıkabiliyor. Ve kalpler acıyor, boşanmalar kaçınılmaz hale geliyor.İşte Blue Valentine filmimiz de biraz buraları didikliyor.

7. The Way We Were ( Bulunduğumuz Yol – 1973 – IMDb 7.1)

Aşık olduğunuz insan ile politik açıdan bir uyuşmazlık içerisine girseniz ne kadar umrunuzda olur ? Bazıları için bu olay bayağı önemli mesela The Way We Were’ün baş karakterleri için. The Way We Were Sydney Pollack imzalı biraz böyle ufak bir sos döşenmiş üzerine kırık bir aşk öyküsünü anlatıyor bize.

Sydney Pollack bilirsiniz biraz politik hikaye ile macera filmleri ile ünlü bir yönetmendir. Burada Barbra Streisand ve Robert Redford’u başrole taşıyor. Bu ikisinin arasında sözünü ettiğimiz biraz acı soslu bir aşk hikayesi kuruyor ve bize bunu anlatıyor. Oldukça tatlı bir film. Biraz başta sözünü ettiğimiz açmazlar yüzünden sarsılan bir ilişkinin hikayesini anlatıyor. Ama şöyle bir düşündüğümüzde klasik aşk hikayeleri arasında sinema tarihinin en iyi hikayelerinden birisi sayılabilir.



6. All That Heaven Allows ( Her Şey Senin İçin – 1955 – IMDb 7.7)

Evet sıradaki filmimiz yine bir Amerikan sineması klasiği All That Heaven Allows. Douglas Sirk‘ü bilir misiniz? Hani şu 1940’lar 50’ler klasik hollywood sinemasına çektiği melodramlar kan doğrayan, bizim etimizden et çeken adeta acı dolu hikayeler anlatan Douglas Sirk’den bahsediyoruz. Kendisinin en önemli filmlerinden birisi All That Heaven Allows. Ve ne anlatıyor biliyor musunuz? Böyle gayet hali vakti yerinde gayet varlıklı bir hanımefendi hiç olmayacak bir adama gönlünü kaptırıyor. Bu filmimizde de aşkın önünde kimse durabiliyor mu duramıyor mu onu görüyoruz.

Bu yazı da ilginizi çekebilir!  Aksiyon Komedi - Ölümlü Dünya

All That Heaven Allows ama gerçekten bizde de pek çok yeşilçam döneminde özellikle ilham vermiş hatta açıkca çalınmış bir film kesinlikle izlemelisiniz.

5. Vesikalı Yarim (1968 – IMDb 8.0)

Vesikalı Yarim – Türkan Şoray – İzzet Günay

5 numaramızda ne var biliyor musunuz? Bana göre Türkiye sinemasının en önemli aşk filmi var Vesikalı Yarim. Ya burada ne yaşanmış da bu vesikalar alınma noktasına gelinmiş bu filmde bunları anlatıyor. Türkan Şoray filmde başrolde ve vesikalıbir hanımefendiyi canlandırıyor. Ve İzzet Günay’a gönlünü kaptırıyor. Bu İzzet Günay’da kim biliyor musunuz? Kimi Canlandırıyor? Bir manav, eski İstanbul beyefendilerinden. Kendisi evli, çocuklu falan bir gün arkadaşlarının gazı ile bir pavyona gidiyor ve burada Sabiha ile tanışıyor bu bizim Türkan Şoray’ımızla. İnanır mısınız ki bu filmde kendisi sarışın.

İzzet Günay pavyonda gönlünü Sabiha’ya kaptırıyor. Ve olaylar gelişiyor. Bizi böyle gündüz kuşağı kadın programı diline hapsedecek kadar var film gerçekten. Lütfü Akad almış bize hançerler ile üzerimize koşmuş gerçekten. Bu kadar can acıtan bir aşk hikayesi ben daha önce görmemiştim. Özellikle final sahnesi ile insanın etinden et koparan bir film. Bununla birlikte bundan 50 yıl önce İstanbul’da nasıl bir ortam varmış görmek isterseniz de bu filmi izleyebilirsiniz.

4. Mauvais Sang (Kötü Kan – 1986 – IMDb 7.3)

Mauvais Sang – Juliette Binoche ve Denis Lavant

Sıradaki filmizin adı Muavais Sang. Leos Carax’ın Fransız sinemasının en yetenekli, en çarpıcı filmlerindne bazılarına imzasını atmış Leos Crax’ın imzasını taşıyor. Başrollere ise Juliette Binoche ve Denis Lavant’ı konduruyor. Ya bir film daha ne ister bir yönetmenden. Bunun üstüne bir de Leos Carax harika bir hikaye kuruyor, nefis bir öykü, çok iyi bir kurgu ve gerçekten de sinema tarihinin en iyi işlerinden birini ortaya koyuyor.

Juliette Binoche ve Denis Lavant ikilisi Leos Carax’ın başka bir filmi olan Köprü Üstü Aşıklarından da bir araya gelmişlerdi bundan 6 yıl sonra. Bu filmi diğerlerinden ayıran aslında ele aldığı hikayenin imkansızlığı, kırıklığı döküklüğü gerçekten özellikle finale doğru tırmanan tuhaf atmosferi ile izleyicisini aval aval ekrana baktıran bir film olması.

3. Heawen (Cennet – 2001 – IMDb 7.1)

Heawen film afişi

Listemizin 3 numarasında gerçekten çok özel bir film var. Neden özel bir film biliyor musunuz? Bir vasiyet filmi Heawen. Neden bir vasiyet filmi biliyor musunuz? Bu filmin yönetmeni Krzysztof Kieślowski kendisinin ömrü vefa etseydi bu filmin yönetmeni de kendisi olacaktı. Yeni bir üçlemeye imza atacaktı. Cennet, Cehennem ve Araf. Kendisinin ömrü yetmeyince bu içleme üç ayrı yönetmene kaldı. Ve bir tek Heawen’ın senaryosu tam anlamıyla bitmişti Kieślowski  ölmeden önce.  Ve bu filmi de daha sonra  Tom Tykwer yönetti. 

Tom Tykwer bana sorarsanız bu vasiyeti başarı ile yerine getirmiş. Ve gerçekten de eşine az rastlanır bir muhteşemliğe imza atmış. Birbirine taban tabana zıt olabilecek iki insanın aşkını anlatıyor bu filmde. Kendince bir adaletsizliği ortadan kaldırmak üzere kocasının da hayatına mal olmuş olan bir uyuşturucu tacirini ortadan kaldırmak üzere bir terör eylemine imza atan kadının yanlışlıkla masum insanları öldürdüğünü öğrenmesi üzerine yaşadığı depresyon ile başlıyor Heawen.

Ve sonra bir çeşit gardiyan denilebilecek bir kolluk kuvvetine mensup bir memur ile aralarında kopan bir aşka ve bir kaçış hikayesine bizi ortak ediyor. Bu iki karakteri kim canlandırıyor biliyor musunuz? Zaten tip olarak da birbirine taban tabana zıt olan Cate Blanchett ve Giovanni Ribisi. Hikaye biraz aşkın metafiziği üzerine ilerliyor.

Bu yazı da ilginizi çekebilir!  Bir Efsanenin Dönüşü : Cingöz Recai

2. Call Me By Your Name ( Beni Adınla Çağır – 2017 – IMDb 7.9)

Geldik listemizin 2. sırasına. Listemizin 2. sırasında ne var biliyor musunuz? Call Me By Your Name elbette. Film gerçekten de aşk acısı katmerlemek deyince ilk akla gelen filmlerden biri olmaktadır. Aşkın taş devri döneminden beri kat ettiği yolları bize adeta hissettiren bir film. Call Me By Your Name aslında üzücü bir ilk aşk hikayesi. Biri ile ilgili ilk kez kalbinizin pır pır ettiği, aşırı heyecanlandığınız dönemde geçiyor.

Küçük tatlı sevimli bir afacanın evlerine gelmiş 25 yaşında hoş Amerikalı bir abiye çarpılmasını konu ediniyor. Bu abi de afacana karşı boş olmayınca film adeta tütüyor diyebiliriz. Bununla birlikte çok üzücü bir de final sahnesine sahip Call Me By Your Name.  Bellik işler o kadar da iyi gitmiyor. Bu filmi izlemeden önce kitabını okumak çok iyi gelebilir.

1. In The Mood For Love  (Aşk Zamanı – 2000 – IMDb 8.1)

Evet geldik 1 numaraya. Sinema tarihinin en iyi filmlerinden birisi ile karşı karşıyayız. Pek çoklarına göre de 21. yüzyılın en iyi filmlerinden biri ile karşı karşıyayız. In The Mood For Love. Çok az şey In The Mood For Love ‘ın etkisini size yaşatabilir.

In The Mood For Love  ustalar ustası uzak doğu sinemasının en önemli insanlarından birisi olan Wong Kar-wai ‘ye ait bir film. Kendisinin en nadide filmi bu film. Cannes Film Festivalinde vakti zamanında esmi ve tabii ki oradan da ödüller ile dönmüş bir film In The Mood For Love. İki komşunun aşkını anlatıyor filmimiz. Bu iki komşu herhangi iki komşu değil aslında. Diğerinin kocası ile birinin karısının mercimeği fırına verdiği iki komşunun aşk hikayesi. Evet yanlış duymadınız bunlardan önce bunların eşlerinin üzerinden yürüdüğü bir aşka dayanıyor. Fakat sonra bunlar bir araya geliyor. Biz bu aşk acısıyla ne yapacağız deyip birlikte devam etmeye karar veriyorlar. Ama birlikte de devam edemiyorlar. Bu filmde de bol bol hançerleniyoruz.

 

 

Yazar: Zuhurat

Zuhurat.net bir kültür sanat sitesidir. Dizi, film, müzik, tiyatro ve bunun gibi alanlarda özgün kültür sanat içeriği üretmektedir. Zuhurat gücünü onu takip eden okuyucu kitlesinden alır. Bizi takip ederek destek verebilirsiniz. İyi okumalar!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.