Kamusal Mizah : Özgür Turhan Röportajı

Youtube son dönemde giderek özgün içeriklerin bir merkezi haline gelmeye başladı. Kamusal Mizah kanalından tanıdığımız komedyen Özgür Turhan yıllardır Youtube üzerinde özgün mizah içeriği üreten insanlardan birisi durumunda. Kendisi ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Özgür Turhan sorularımıza oldukça samimi cevaplar verdi.

Kamusal Mizah kanalının kurucularından Özgür Turhan
  1. Özgür Turhan yeni tanıştığı birine kendisini kısaca nasıl tanıtır?

Merhaba ben Özgür Turhan.

  1. Yaptığınız işi ne olarak tanımlıyorsunuz?

Aslında yaptığımız tüm işler komedi ile bağdaşıyor. Yönetmenlik, oyunculuk ve yazarlık gibi dalların içeriği komedi, dolayısıyla komedyenlik gibi üst bir başlık oluşturabiliriz. Şu an için en çok bilineni Youtube’a çektiğimiz videolar olduğu için Youtuber da diyebiliriz ancak kendime Youtuber demek istemiyorum.

  1. YouTube’a video çekmenin bir iş olduğunu mu yoksa başka hedeflere ulaşmak için bir basamak mı olduğunu düşünüyorsunuz?

Eğer iş tanımını para kazanmak üzerinden yapacak olursak Youtube net bir biçimde iş tanımına uyuyor. Kişiye göre değişir ancak az ya da çok bir gelir yaratabiliyor. Ülkemizdeki çoğu iş sektöründe dahi bu garanti yok.

Hedef konusu maalesef ülkemizde çok göreceli değil, çoğu kişinin hedefi daha çok para kazanmak. Bu açıdan örneğin sinema filmi çeken bir Youtuberın, Youtube’u sinema çekmek için basamak olarak kullandığını söylemek zor. Çünkü amaç sinema filmi çekmek değil, para kazanmak. Bunu yadırgamak ya da eleştirmek için söylemiyorum, zaten kimse bir sinema filmi çekelim de ağız tadıyla batalım demiyor.

Başka açıdan bakarsak, David Sandberg, Lights Out adlı kısa bir korku filmi çekti, Youtube da da bu film oldukça paylaşıldı. Şu an kendisi 3. Uzun metraj filmini bitirdi. Bu açıdan Youtube bir araç olarak kullanılmış olabilir ancak sevgili David Sandberg ağzına leblebi tozu alıp gülmeme challange yapsaydı ve bunun üstüne film çekseydi, buradaki basamak algısı daha farklı olacaktı.

 

  1. Son 10 yılınızı düşündüğünüzde hayatınızın dönüm noktası olarak adlandırabileceğiniz anlar yaşadınız mı? Bunlar nelerdir?

Dönüm noktaların ilki, üniversite sınavını kazanamamam ile gerçekleşti. Bu olay “Özgür’ün Suçu Ne” videosunu beraberinde getirdi. O dönemlerde video çekmek manasız bir iş olarak görülüyordu, nitekim ben de bu şekilde gördüğüm için bırakmayı düşünüyordum. Ancak Özgür’ün Suçu Ne videosunun internette yayılması ve beğenilmesi, fikrimi değiştirdi.

İkinci dönüm noktam ise, sevgili Deniz Bağdaş ile tanışmam. Kamusal Mizah’da önceleri kısa film anlayışına yakın videolar çekiyorduk. Yeni senaryolar için maalesef çevremde çekimlere yardım edecek, oynayacak kimseyi bulamadım. O zamanlar çoğu insan için bunlar boş işti. Kamusal Mizah’ı ve video çekmeyi bırakma kararı aldım. Deniz, video algımı değiştirdi ve daha minimal kendi imkanlarımızla, kimseye muhtaç olmadan çok daha güzel videoların oluşmasını sağladı. Cemaat de işin İçinde’den Dedeme Pokemon Saldırdı’ya Mars Günlükleri’nden Çok Üst Düzey Bir Makyaj videosuna sayabileceğiniz tüm Kamusal Mizah videoları kendisinin eseridir. Bugün kendisi olmasaydı, Kamusal Mizah diye bir Youtube kanalı olmazdı, bunu es geçmemek bence çok önemli.

Korku Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni skecinden bir sahne – Özgür Turhan

 

  1. Bir film çekmeyi düşünüyor musunuz? Nasıl bir film çekmek istiyorsunuz?

Şu an sosyal medyada iyi kötü takipçisi olan insanların film çekmesi zor değil, ancak iyi bir film çekmeleri zor. Çünkü sinemanın değişkenleri oldukça fazla,  bu değişkenlere hakim değilseniz ve bunları yönetebilecek kadar “güçlü” değilseniz ortaya kötü bir film çıkar. Sinema benim için her türlü fedarkarlığı yapabileceğim bir tutku. Sinemaya büyük saygım var. Bu yüzden, bir film çekmek istiyorum ancak iyi bir film çekmek istiyorum. Benim için, sinemaya sanatsal yönünü katan oyuncuların, yönetmenin, görüntü yönetmenin, müzisyenlerin vb haiz olduğu nitelikleri başarılı bir biçimde gerçekleştirebildiği, hayatımıza dair söyleyecekleri olan ve bu  dünya görüşünü izleyicisine dürüstçe aktarabilen bir film, iyi bir filmdir.

  1. Özgür Turhan’ı günlük hayatında en çok zorlayan şey nedir?

İnsanlarla iletişime geçmek beni çok zorluyor. Açıkçası içimden gelmiyor. Bazen dışarıdan gözlemleyenler belki kibir, ego gibi adlandırabilir ancak bunun ötesinde bir durumum var. Ekmek almak dahi istemiyorum. Niye böyle olduğunu da bilmiyorum.

  1. Türk sinemasında bir tekelleşmeden söz etmek mümkün mü?

Kesinlikle. Bu durumun sinemaya zarar verdiğini ve eğer maddi çıkarlar söz konusu olmazsa kimsenin de umrunda olmadığını düşünüyorum. Umarım, sosyal medyadaki içerik üreticileri bu tekelleşmeyi kırabilir.

  1. Kendinizi sanatsal olarak nerede tanımlıyorsunuz?

Youtube’da video içerik üreten kişilerin sanatsal olarak değerlendirilmesi, bazı kesimleri kızdırabilir. Fakat sanatsal değeri klasik anlamda yorumlayacak olursak, değil Youtube 1970lerden sonra elimizde sanatsal pek bir değer kalmıyor.  Yaratıcılık açısından sanatsal bir değer düşünürsek, en azından Kamusal Mizah’ın farklı bir anlayışa sahip olduğunu söyleyebiliriz diye düşünüyorum.

  1. Çektiğiniz ilk videoyu yükledikten sonra bugün bulunduğunuz yere doğru evrileceğini hayal ettiniz mi?
Bu yazı da ilginizi çekebilir!  Bir Mizah Türü Olarak "Kamusal Mizah"

İlginç şekilde kendi bulunduğumuz konumdan daha çok, youtube ve sosyal medyanın bu derece dönüşmesini konuşmak daha doğru olur diye düşünüyorum ve şu an konuşmak istemiyorum.

  1. Daha önce İzmir’de yaşıyordunuz İstanbul’a gelmenizdeki sebep neydi?

İzmir’de pek hatırlamak istemeyeceğim ailevi problemler yaşadım. Şu anda, üniversitede okurken babam öldükten sonra evi satmak için beni evden atıp, maddi ve manevi anlamda bir çıkmaza atan babamın kardeşleri hakkında konuşmanın doğru olmayacağını düşünüyorum. Okulu bir şekilde tamamlayıp, maddi kaygılar sebebiyle Deniz ile beraber İstanbul’a yerleştik. Deniz zaten daha önce İstanbul’da yaşıyordu. Okuduğum bölümün de iş imkanları İstanbul’da daha geniş olduğu için İstanbul’a yerleşme kararı aldık. Başakşehir’in İstanbul olmadığını ise 3 ay sonra anladım.

 

  1. İstanbul için “ünlü olmak isteyen bu şehirde bulunmak zorundadır.” gibi bir tabir kullanabilir miyiz? Gelişen teknolojiye rağmen İstanbul hegomonyasının kırılamamasını nasıl yorumluyorsunuz?

Ünlülükle alakalı sektörel işlerin tamamı İstanbul’da yer alıyor. Bunun başka şehre geçmesi için, oraya ciddi anlamda istihdam yaratabilecek yapım şirketlerin geçmesi gerekiyor. Bir sinema filmi, reklam filmi veya benzerini yalnızca şirket olarak görmemek lazım. Görüntü yönetmeni gerekiyor İstanbul’da, oyuncu gerekiyor İstanbul’da haliyle insanların bu duruma karşı koyabileceği net bir antitez bulunmuyor. İzmir’de sinema filmi çekmek için yapımcıların hiçbir nedeni yok. Bunun yanında “youtuber” kavramının mantıken bunu çürütmesi gerekiyor ancak neredeyse ünlü tüm youtuberlar yine İstanbul’da. Bu da yine baştaki kısır döngüyü oluşturuyor. Ayrıca bu her zaman dizi, film sektörü açısından soruluyor ancak İstanbul’da 15 milyon insan yaşıyor, sektörel değil başka tercihler de demek ki İstanbul’u ön plana çıkarıyor. Belki bu son yaşadığımız seçimle birlikte bu durum değişebilir. *İronik Smiley

 

  1. Hayatta bir idolünüz var mı?

IMDB Top 250 gibi çok fazla kişi içeren bir listem var. Çünkü Woody Allen desem, kendi çocuğuyla evlendi. Louis C.K. desem sapık herif, öteki manyak beriki vatan haini böyle uzuyor gidiyor. Birçok kişi 3 aşağı 5 yukarı ilgi duyduğum komedyenleri tahmin edebilir diye düşünüyorum. Tüm sapık komedyenler (!) Ricky Gervais, Dave Chappele, Larry David, Seth Macfarlane, John Cleese,  liste uzar gider.

Tek kişiye yoğunlaşmak yerine, doğru sentezlerin daha özgün bir bakış açısı getireceğini düşünüyorum.

 

  1. Özgür Turhan’ın günlük rutini nedir?

Vaktimi ziyan ediyorum.

 

  1. Kamusal Mizah oluşumunun ilk günden itibaren gelişimini, oluşturduğu kitleyi, videoların kalitesini genel olarak nasıl yorumluyorsunuz?

Kamusal Mizah’ın logosunda “L” harfinde bir soda şişesi yer alıyor. Özgür’ün Suçu Ne videosu için intihar denemeleri araştırırken, gözümüze bir haber çarpmıştı. “Soda şişesine oturup intihar etti” Videoda sadece soda şişesiyle ekrana bakıyorum, kafamdan tek bir şey geçiyor. “Bu espriyi kim nasıl anlayacak?” İnanılmaz sayıda izleyici espriyi çözdü ve yorumlarda belirtti. O günden beri izleyici ile aramızda garip bir bağ oluştuğunu düşünüyorum. Sanki arkadaşlarıma sadece kendilerinin anlayacağı özel espriler yapıyor gibi hissediyorum. Bu durum bence Kamusal Mizah’ın özel bir kitleye sahip olmasına neden oldu.

 

Birileri emeğimizin karşılığını manevi olarak verince, senaryo çekim kurgu gibi konularda çok daha fazla detaylarla uğraşıyoruz. Bu da bir kaliteye neden oluyor olabilir ancak bunun asıl nedeninin izleyiciye soda şişesi için duymuş olduğumuz vefa borcu olduğunu düşünüyorum.

  1. Önümüzdeki süreçte başka bir video paylaşım sitesinin çıkıp pastadan büyük bir pay alabileceğine inanıyor musunuz?

Yakın zamanda zor gözüküyor ancak ileride olacağını düşünüyorum. Belki olacak olan yeni oluşum büyük şirketler tarafından satın alınabilir ancak vine, youtube gibi yeni bir video algısı getireceğini kesin. İnşallah dik kadrajda getirmez, 16:9 getirir. Belki katlanabilir videolar çıkar, sevmediğimiz yeri katlarız.



 

  1. Televizyon programı için teklif aldınız mı? Televizyon’da bir program yapmaya nasıl bakıyorsunuz?

Şu anda yayında olan bir program için bir görüşme oldu. Ancak yapım içerisinden başka bir kişi kariyerimde bireysel yönde ilerlememin gerektiğini söyledi , elbette bu görüşe de saygı duydum ama bir anlamda benim projeye dahil olmamın dolaylı yoldan çok da istenmediğini düşündüm.

 

Birçok kişi internetin televizyonun yerine geçeceğini söylüyordu ancak nasıl olacağı konusunda fikir ayrılıkları vardı. Netflix bu algının daha çok oturmasını sağladı. Şu anda Amazon Prime ciddi bir rakip olabilir, Disney Marvel ve Apple’da bu sektöre giriş yapıyor. Televizyonda da hala ciddi bir sermaye var, istedikleri zaman benzer girişimlerde bulunabilirler. Yakın zamanda Müge Anlı’yı seçip izleyeceğiz ki Youtube’da bile ciddi izlenme oranları var, televizyonda oynayan neredeyse tüm programlar diziler de Youtube’da trendlere giriyor. Bu açıdan değişen sadece düzenli bir yayın akışı oldu. İnternet ile bir giden bir televizyon programı ülkemiz için şu an en mantıklı seçenek olabilir.

Bu yazı da ilginizi çekebilir!  Youtube Dizisi : Görünen Adam

 

  1. Organize İşler Filminden sonra yada önce başka film teklifleri aldınız mı? Önümüzdeki günlerde sizi başka filmler ile beyazperde de görme şansımız olacak mı?

Organize İşler’den hemen sonra bir filmde oyuncu olmak için bir teklif almıştım, bir görüşmemiz oldu ve kısa bir deneme çekimi yapılmıştı, görüşler olumluydu. Şu an ise filmin çekimleri tamamlanmış, yazın vizyona girecek. Ben hala yanıt bekliyorum, galiba filmde yokum çünkü oynamadım.

  1. Bel fıtığınız ne durumda?

Maalesef ki bu röportajın gecikmesine neden olan bir illettir, oturup bir şeyler yazmakta zorlanıyorum. İnsanoğlunun evrimsel sürecine küfür ettiresi bir ağrısı var.

 

  1. Ekşi sözlük yada başka sosyal medya sitelerinde hakkınızda yapılan yorumları inceliyor musunuz? Önümüzdeki yıllarda insanların nasıl öne çıkacağın düşünüyorsunuz?

Her yorumu okumaya özen gösteriyorum. Şu an için bize gelen yorumlar kontrol edilebilir seviyede. İnşallah ilerde okuyamayacağımız sayıda yorum gelir, biz de sevmediğimiz yorumlar geldiğinde dava açıp, ardından düşünce özgürlüğünü savunabiliriz.

Özgür Turhan – Deniz Bağdaş
  1. Türkiye’de ve Dünya’da sanatın geleceğine dair görüşleriniz nelerdir?

Allah Allah tez konusu çıktı. Öncelikle buraya uzun yanıt vereceğim. Kısaca klasik sanat anlayışının bittiğini ve teknoloji  ile daha yeni sanat anlayışılarının hayatımıza katılacağını düşünüyorum. Okumak istemeyen diğer yanıta geçebilir.

Bu soruya yanıt vermemiz için, “sanat nedir” kavramını kısaca incelememiz lazım. En genel tabiriyle yaratıcılığın, içimizdeki duyguların ortaya çıkışı gibi tanımlar yapılabilir. Ancak, Serdar Ortaç’ın bir şarkısı sanat mıdır? Neticede “adam benim içimden de böyle çıkıyor kardeşim” diyebilir. Mozart ile Serdar Ortaç’ı karşılaştırırsak, elbette herkes Mozart’ın üretimini sanat olarak görecektir fakat bu karşılaştırmaya elle tutulur yanıtlar vermek oldukça zor. Biri güzel, biri kötünün üzerine de birşeyler söylememiz gerekiyor. Nitekim, dünyadaki sanat anlayışı da belirli zümrenin biri iyi biri kötü demesi ile şekilleniyor. İkisinin de yanlış olduğunu düşünüyorum.

Walter Benjamin’in sanat eseri konusunda “biricik” olarak tabir ettiği bir ifade var. Aura da diyebiliriz. Örneğin “Mona Lisa” tablosuna bakarak yeniden bir Mona Lisa çizsem ya da çıktısını alıp duvara assam, bir sanat eseriyle mi karşı karşıya kalırız? Elbette hayır. Mona Lisa’nın “buradalığı” “biricikliği” “gerçekliği” onu sanat eseri yapan unsurdur. Dolayısıyla Serdar Ortaç yeni bir şarkı çıkardığında, öncelerinden ayırt edemiyorsak, birçok şarkıya benziyorsa aurası, biricikliği yoksa, bu karşılaştırmanın galibi Mozart’dır.

Bu işin estetik kısmı. Deleuze, Hareket-İmge kitabında estetik tartışmalarında iki taraftan bahsediyor. Bir taraf şu konudan bahsediyor, bir sanat eserinde estetik algısına çok fazla yoğunlaşırsak, sanat eserinin asıl değerini, ne anlatmak istediğini kaçırırız. Teknolojinin ve insan yeteneğinin zirve yaptığı günümüzde de ağırlık verilen estetik algısı yüzünden sanat içeriğinin anlatmak istediğini kaçırıyoruz. Elbette bu normal bir durum, çünkü Mona Lisa yaptığımda bir sanat eseri olamıyor, ya da portre çizdiğimde karşıma fotoğraf engeli çıkıyor. Mona Lisa’nın biricikliğini yaratmak için illa Da Vinci’den önce mi yapmamız gerekiyordu?

Çok yüzeysel olarak modern sanat anlayışının çıkışını böyle özetleyebiliriz. Teknik olarak bu estetik algısının değişmesi gerekiyordu, ve biri sanat galerisine pisuar koydu. Umumi tuvalet sahipleri bir an heyecanlandı ancak pisuar bir simgeydi ve sadece bir kere konabilirdi. Günümüzde bir çok sanat anlayışı aynı prensiple, estetik algısı içerisinde kayboluyor ve farklı olma çabaları aslında birbirinin aynısı üretimler ortaya koyuyor. Yani herkes pisuar koyunca o sanat olmuyor. Boş çerçeve, simsiyah bir resim maalesef bir sanat eseri değil. Bir kadın çıkıyor boya içip tuvale kusuyor, yarın öbür gün biri emin olun ki tuvale sıçacak bu şekilde devam edecek.

“Bakın burası çok önemli” Sanat, insanoğlunun manasız varoluş sevdasına bir anlam yükleyen yegane şeydir. Bunu unutmamak gerekir. Biri tuvale kustuğunda mide yanması dışında hiçbirşey hissetmiyoruz. Ancak Mona Lisa’nın üzerinden kaç yüzyıl geçmesine rağmen bize bir şeyler hissettirebiliyor, keza Mozart. Bir şeyler anlatıyor, anlamasak da bilmesek de eğitimimiz olmasa da hissedebiliyoruz.

Sonuç olarak sanat, aurasını yakalamalı ve insanlığa bir değer katmalıdır. Ancak günümüzde klasik sanat üretimleri bunu karşıyalamamaktadır. Gelecekte, yedinci sanat sinema gibi yeni türlerin sanat anlayışına dahil olacağını ve daha verimli üretimler yapılacağını düşünüyorum. Örneğin bilgisayar oyunları neden sanat olmuyor? God of War’ın nesi eksik? Üçgene ya da kareye basmamız bence birinin masturbasyon peçetelerini sergilemesinden iyidir. Bilgisayar oyunlarının sanat olarak sayılmamasının bence iki nedeni var. Birincisi bu konuda herhangi bir kuramcının bilimsel çalışma yapmaması, ikincisi Enes Batur.

  1. Sürekli takip ettiğiniz internet siteleri var mı?
Bu yazı da ilginizi çekebilir!  Kamusal Mizah : Deniz Bağdaş Röportajı

Kargo takip sitelerini takip ediyorum. Kargomun nerede olduğuna bakıyorum. Bunun dışında bir torrent sitesi üyeliğim var, oraya girip son çıkan filmlere bakıyorum ama indirmiyorum. Bilmiyorum bir suç teşkil ediyor mu? Cinayet izlemek gibi mi? O da mı suç bilmiyorum ama bakıyorum. Boyutlarına bakıyorum kimisi 15GB, bazen direkt bluray koyuyorlar 50-60GB tabi indiremiyoruz. E-devletten bağkur borcuma bakıyorum. Ekşi Sözlük, Reddit, Dünya Halleri, IMDB, Youtube gibi siteleri de sürekli  takip ediyorum. Haber için bundle uygulamasını tavsiye ederim bence gayet hoş.

 

  1. Bir şeyler çekmenin yanında yazı yazmayı örneğin bir blog oluşturup tecrübelerinizi, görüşlerinizi paylaşmayı düşündünüz mü?

Zamanında bir blog sitesi girişimim oldu. Ancak yazıda kendimi net biçimde ifade edemediğimi gördüm. Yani örneğin “Dedeme Pokemon Saldırdı” hikayesini yazınca kimse gülmüyor, anlamıyor, benim anlatmam gerekiyor. Yazı yazmanın da ayrı bir yetenek olduğunu düşünüyorum, ayrı bir matematiği var. Zamanında denedim ama bence olmadı. Tabi şu an halen yazıyorum ama bunları Stand-Up ve Youtube üzerinde şekillendirip anlatmayı tercih ediyorum.

 

  1. Deniz Bağdaş hayatınıza girdikten sonra sizin için neler değişti?

Deniz ile tanıştıktan 2 ay sonra babam vefat etti. Kaderin cilvesi mi bilinmez ama her zaman zorluklarla mücadele ettik ve kendisi hep yanımdaydı bana destek oldu. Daha önce belirttiğim gibi Kamusal Mizah’a emeği büyük, ancak bana vermiş olduğu emek çok daha büyük. Zekasıyla sevgisiyle tam donanımlı bir hayat arkadaşı, insana kendini güvende hissettiriyor.

 

  1. Hayatınızda genellikle dobra bir insan olarak mı bilinirsiniz? Çevrenizdeki insanlar Özgür Turhan’ı nasıl tanımlar?

Dobra olduğumu düşünmüyorum, genellikle yeni tanıştığım insanlara oldukça mesafeli davranırım, bundan dolayı Kamusal Mizah dışında pek gözlem yapabileceklerini zannetmiyorum. Yakın çevreme ise daha samimi davranırım ve insanlar şunu görür. “Yav bu adam hakkaten Kamusal Mizah’dakinin aynısıymış.”

 

  1. Motivasyonunuzu azaltan ve arttıran şeyler nelerdir?

Açıkçası ben de bilmiyorum. Bazen aynı şeyleri yaşasanız dahi motivasyonunuz değişiklik gösterebiliyor. Herhalde Allahu Teala insanoğlunu psikologlar para kazansın diye böyle yarattı.

  1. Kendinizi baskı altında hissediyor musunuz?

Baskı hissedecek kadar ünlü olduğumuzu düşünmüyorum. Aynı zamanda baskı hissedecek kadar ünsüz olduğumuzu da düşünmüyorum.

 

  1. Toplumumuzun kültür – sanat ilgisini nasıl yorumluyorsunuz? Eksik olduğumuz düzeltmemiz gerekenler neler?

Yukarıda yanıtlamış olduğum sanat sorusuna göre biraz daha farklı bir yerden bakacak olursak;

Bir çok enteli kızdırabilirim ancak şunu söylemem gerekiyor, sanat lükstür. Tabi ki biri çıkıp özlü sözlerle “tiyatro olmadan yaşanmaz vs.” cümleler kurabilir ancak ülkemizi gözlemlediğimizde, özellikle instagram’da, bir çok kişinin tiyatrosuz hayatını devam ettirdiğini görebiliriz. Özellikle gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelerde halkın çoğunluğu temel gereksinimlerini doğru şekilde karşılayamıyor, bu da sanat kavramının halkta yanıt bulmamasına yol açıyor.

 

Son dönemlerde toplumsal olarak çok fazla kutuplaştık. Bu kutuplaşma beraberinde çoğu insana çıkar imkanı da sağladı. İnsanlar, bir taraf seçip, o tarafın nimetlerinden faydalandı. Maalesef sanat da bu kutuplaşmanın bir parçası oldu ve zaten halka belirli bir mesafede duran sanat, iyice uzaklaştı. Zaman zaman sanat, belirli çevrelerce hakaret olarak bile kullanılabiliyor.

 

Bunu düzeltmek için tarihi iyi gözlemlememiz gerekiyor. Örneğin Rönesans Döneminde üretilen bir çok sanat eserinin neden değil, sonuç olduğunu kabullenmemiz lazım. Ülkemizde de kültür ve zihniyet alanındaki olumlu değişiklikler, sanata olan bakış açısını değiştirecektir diye umut ediyorum.

 

  1. Bizimle bir spotify listenizi paylaşabilir misiniz?

PAS – Vallahi kullanmıyorum.

 

Söylemek istediklerim;

Öncelikle soruların yanıtlarını o kadar geciktirdim ki, araya bir seçim sıkıştırdık. Bu yüzden anlayışınız için teşekkür ederim. Normalde röportaj sorularını pek sevmiyorum ve bundan dolayı yanıtlamıyorum. Ancak, bu röportajdaki soruların kalitesi beni çok mutlu etti. İmkanım olsa çok daha uzun yanıtlar vermek isterdim. Üniversite yıllarıma geri döndüm.

Ülkemizde üretim yapan insanların yaşadığı zorlukları gördükçe, birşeyler üreten kişilere büyük saygı duymaya başladım. İnanın ülkemizin buna çok ihtiyacı var. Size de bu zorlu yolda başarılar diliyorum.

Sevgiler…

 

Ömercan Dinç

Yazar: Zuhurat

Zuhurat.net bir kültür sanat sitesidir. Dizi, film, müzik, tiyatro ve bunun gibi alanlarda özgün kültür sanat içeriği üretmektedir. Zuhurat gücünü onu takip eden okuyucu kitlesinden alır. Bizi takip ederek destek verebilirsiniz. İyi okumalar!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.